Makaleler

Tem24

TÜRKİYE’NİN GÜNEYİ YENİDEN ŞEKİLLENİYOR

Yazar // Ergun Göknel Kategori // Orta Doğu, Türkiye, Amerika

TÜRKİYE’NİN GÜNEYİ YENİDEN ŞEKİLLENİYOR

Ülkemizin güney komşuları yeniden şekillenmekte. Sekiz yıllık ABD işgalinden sonra Amerikan silahlı güçlerinin Irak’tan çekilmesi, bu ülkedeki dengelerde hızlı bir değişimi de beraberinde getirmekte. 2003 yılından beri Irak’ın bütünlüğünü koruyup koruyamayacağı konusunda tartışmalar yürütülürken, şimdi aniden yeni bir parçalanma seçeneği ortaya çıkmış durumda. Bölge politikaları itibariyle bağımszılığını ilan edemeyen Kuzey Irak Kürt Özerk Bölgesi uzun süreden beri ülkenin en güvenli ve istikrarlı bölümüm oluşturmaktaydı. Şimdi de Sünni Cumhurbaşkanı Yardımcısı Haşimi’nin, Şii Başbakan Maliki’nin önayak olduğu tutuklanma emrinden kaçarak bu bölgeye sığınması yeni olasılıkları açığa çıkardı.

Saddam devrildikten sonra, Şii-Sünni-Kürt ayırımının belirginleşlmesi ve yeni kurulan yönetim şeklinde de bu ayırımı güçlendirecek bir yöntem şeklinin geçerli kılınması, ABD güçlerinin çekilmesi ile kalkan baskı, parçalanmanın yeniden bir sonuç olarak oluşma olanağına yol açmakta.
Nüfusun yaklaşık % 60’ını oluşturan Şiilerin doğal olarak İran etkisi altında hareket edceği varsayımı kuvvet kazanmakta. Bu durumda bölgede İran etkisi artacaktır. Böylece sessizce süregelmekte olan İran – Türkiye siyasal rekabeti yeni bir boyut kazanmaktadır. Türkiye, Şii-Sünni çekişmesinde uzun süredir Sünniler yanında yer almaktadır. Başbakan Maliki’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin Irak’ın içişlerine müdahele etttiğini belirten sözleri olguyu bir kademe daha üst dereceye taşımıuştır.
Yüzyıllardır devam eden Türkiye – İran rekabetine karşın, her iki ülke de ilişkilerinde süregelen dengeyi korumanın hem kendi ülkeleri hem de bölgenin istikrarı için kaçınılmaz olduğunu bilmektedirler. Tüm iniş çıkışlara rağmen, Türkiye, nükleer programı dolayısıyla İran’a ekonomik yaptırımlara katılması yönündeki ABD baskılarına karşı koydu. İran da, zenginleştirilmiş uranyumunun geçici depolanması için Rusya ve Çin gibi müttefikleri yerine Türkiye’yi tercih etti.
Irak’taki Kürt Özerk Yönetimi ile Türkiye’nin ilişkileri ise, PKK dışında, olumlu olarak süregelmektedir. Ancak, Kürt halkının genel çıkarı PKK gibi bir olgunun Türkiye’ye rahatsızlık vermeyecek hale getirilmesini gerektirir. Bu bölge ekonomik olarak nerdeyse tümüyle Türkiye’ye entegre olmuş durumdadır. ABD güçlerinin çekilmesi ile, tüm Araplar tarafından  “işbirlikçi” olarak görülmeleri dolayısıyla, Kürt yönetimi güvenceyi de Türkiye’de görmektedirler.   Buradaki modelin giderek kendi kendini yöneten, başarılı bir örnek olarak ortaya çıkması bölgenin diğer ülkelerine yayılmış Kürtler arasında da ilgiyle izlenmektedir.
Müslüman Kardeşlerin Irak kolu olan Irak İslam Partisi mensubu Haşimi de, Kürt yönetimine sığınarak, Barzani gibi kendisini Türkiye’nin güvencesine emanet etmiştir. Irak’ın, yukarıda sözünü ettiğimiz ikiye bölünmesi halinde, Türkiye Musul’a kadar  etkili olacaktır.

Çok yeni bir olgu olarak, Suriye’de Esad rejiminin yıkılmasından sonra, bu ülkenin kuzeyinde de Irak benzeri bir Kürt Özerk Bölgesi kurulması olasılığı göz önünde tutulmalıdır. Bu durumda, jeopolitik olarak Türkiye’nin yeni Kürt oluşumunu da ekonomik olarak entegre etmesine ve Araplara karşı güvence altına almasına hazırlıklı olmak gerekir. Suriye’deki sünni çoğunluk ve halen Türkiye’nin Suriye muhalefetinin tarafını tutması,  Esad rejiminden sonra da Suriye ile iyi ilişkiler içinde olunacağını düşündürmektedir. Ancak İran – Suriye – Hizbullah (Lübnan) ekseninin bu iyi ilişkilere ne kadar izin vereceği de bir soru işareti olarak kalmaktadır.
Türkiye’nin 14 milyonu aşan kendi Kürt nüfusuna da daha geniş demokratik haklar tanıması ile, İran dışındaki tüm Kürt nüfus Türkiye Cumhuriyeti güvencesinde yaşar duruma gelecektir. (Suriye: 1,6 milyon; Irak: 5,2 milyon Kürt nüfusa sahiptir) Akdeniz’e çıkışı olmayan bu bölgenin Türkiye sayesinde petrolünü dünyaya pazarlaması ve dış dünyayla ilişki kurması zorunluluğu neredeyse kaçınılmazdır. Bugünkü dünyamızda fiili sınır değişikliklerinin gerçekleşmesinin ne kadar zor ve hatta imkansız olduğunu biliyoruz. Türkiye’nin güneyinde oluşmakta olan değişiklikler ülkemizin jeopolitik etki alanını genişletirken, karmaşık fakat becerilebilirse faydalı bir ekonomik gelişmeyi de beraberinde getirecektir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin nüfuz sahasının ciddi boyutta genişlemesi ve neredeyse bölgedeki tüm Kürt nüfusunu içine almasının önündeki en büyük engel Kerkük sorunu olarak görülmektedir. ABD güçleri Irak’tan çekilirken bu sorunu çözümsüz olarak bırakmışlardır. Irak petrol ihracatının yarıya yakını bu bölgeden karşılanmaktadır. Bilindiği gibi Özerk Kürt Yönetimi Kerkük üzerinde hak iddia etmektedir. Bu bölgede mevcut Türkmen nüfus dolayısıyla da Türkiye Kerkük’ün statüsü ile özel olarak ilgilenmektedir. Duygusal bir dizi güçlükle karşılaşılması öngörülse bile, Kerkük’e özel bir statü verilmesi ve Kürt – Arap – Türkmen üçlüsüne yönetimde belli imkanlar sağlanması barışçı bir çözüm olacaktır. Kürt nüfusun çoğunluğu gözönünde tutulursa, fiilen bölge Kürtler tarafından yönetilecektir. Kürt Özerk Yönetimi Türkiye ile olan genel ilişkilerini düşünerek böyle bir arayolu seçebilir.
Türkiye’nin ABD’nin isteği doğrultusunda Malatya’ya NATO Füze Kalkanı radarının kurulmasına izin vermesi iki konuda Türkiye Cumhuriyeti politikalarının önünün açılmasını sağlamıştır. Öncelikle Türkiye’nin İsrail’e karşı olan ve Arap ülkelerine meyleden siyasi çizgisinin sertleşerek devamı, sonra da 2007 Ekim ayında Bush-Erdoğan görüşmeleri üzerine gelişen Kuzey Irak Özerk Kürt Bölgesinin Türkiye ile ekonomik entegrasyonu benzeri bir şekilde Esad rejiminden sonra Suriye’nin kuzeyinde kurulabilecek bir Suriye Özerk Kürt bölgesinin de Türkiye’ye ekonomik olarak bağlanması. Daha ileri tarihleri düşünürsek Irak Sünni bölgesi ile Suriye’de kurulacak, Sünni hâkimiyetindeki yeni yönetimin de Türkiye ile çok yakın ittifrak halinde olması da planlanmış olabilir.
Özellikle Irak’ın kuzeyinde Musul’a kadar olan bölgenin Misak-Milli sınırları içerisinde olduğu ve ancak 1926 yılında bugüne kadar geçerli olan statünün kabul edilmiş olduğu da hatırlanmalıdır.

Yazar Hakkında

Ergun Göknel

Ergun Göknel

1989 Yılında, adı o güne kadar kamuoyunca duyulmamış bir kişi İstanbulluların yaşamına girdi. Bir kentte yaşayanların, bir insanın yaşamının en önemli unsuru SU’yun başına getirildi. Susuzluk çekenler onu suçladılar, ona küfür ettiler.. O güne kadar mahallelerine, evlerine su gelmemiş olanlar, su boruları döşenmeye başlayınca onu kucakladılar, öptüler.
Kimdi bu insan?...

Bir yorum yapın

Yorum yapmak için oturum açmalısınız. İsterseniz aşağıdan oturum açabilirsiniz.

Özel Önerİm

Pizzeria Pidos

Samimi ortamıyla
ev gibi bir İtalyan restoranı.
Gümüşsuyu caddesinde

Websitesine git

Temasa geç

Düşüncelerinizi dinlemekten mutlu olacağım!

Ergun Göknel
34330 Levent, IST
Türkiye

Temasa geç