Makaleler

Ağu07

Dünya Görüşümüze Yeni Bir Bakış Getirelim.

Yazar // Ergun Göknel Kategori // Genel, Türkiye

Dünya Görüşümüze Yeni Bir Bakış Getirelim.

21.Yüzyılın başında Türkiye Cumhuriyetinin, dünya görüşüne yeni bir bakış açısı getirmesi zorunlu.

Dünyanın en zengin kültür merkezi olan Anadolu’da yaşayan ve yaşamış olan insanlara değişik bir şekilde, geniş bir ufka dönük olarak bakmak gerekiyor.

İnsanlığın son on bin yıllık tarihinde sayısız kültürün yerleştiği ve geliştiği bir bölge olan Anadolu’nun bu özelliğinin değerini bilmemiz ve insanlarla ilişkili politikalarımızı ona göre yeniden düzenlememiz en doğru siyaset olacaktır.

Anadolu kültürünün çeşitliliği, bu coğrafyada yerleşmiş, devletler kurmuş kavimlerin bizlere hediyesi. Bu zenginliği koruyamazsak ve de bu konuda tüm dünyaya örnek olamazsak, çağdaşlıkta da öncü olamayız.

1930’lu yıllarda yapılan tarih kongrelerinde izlerini bulduğumuz “Anadoluluk” geliştirilerek devam ettirilmelidir. Ek olarak İstanbul gibi 1500 yıllık bir metropolün varlığı ve bu metropolün kültür zenginliği gözden kaçmamalıdır.

Kültür zenginliği sözünü kullanırken yalnızca mimari zenginlikten söz etmek istemiyorum. Bu tür zenginlik, korunması belki de en kolay olanıdır. Kültürün bir bütün olduğunu düşünürsek, kapsadığı alana, yaşam şekli, dil, din kadar yemek çeşitleri, müzik ve yerleşim yerlerinin isimleri gibi sayısız unsurlar da girer.

Anadolu ve bu günkü Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yer alan din ve bu dinlerin sayısız mezhepleri kadar geniş bir yelpazeyi dünyanın başka hangi ülkesinde bulabilirsiniz?

Anadolu’da son bin yıllık egemenliğe Türkler sahipti. Bundan böyle de egemenliklerini sürdüreceklerdir. Ancak 20.yüzyılın ortalarına kadar bilerek veya bilmeyerek korunan kültür çeşitliliğinin son elli yılda hızla yok olduğunu görüyoruz. Bu kaybın tek ve baskın unsuru olarak Türkiye Cumhuriyetini görmek çok yanlış olur. Tüm dünya kusuru bir miktar da kendinde de aramalıdır. Bin yıldır yerleşik halkın Anadolu’da yaşam hakkını tanımamak gafletine düşülünce, doğal olarak ortaya çıkan nefsi müdafaa yüzyıllarca korunabilen birlikte yaşamı, birlikte yaşatılan kültürü hırpalamış ve zaman zaman yok olmasına sebep olmuştur.

Unutmayalım ki, Osmanlı İmparatorluğu üç kıtaya egemen olduğu dönemde Anadolu kültürünü komşu coğrafyaya da götürmüştür. Yerel kültürü etkileyerek varolan uygarlıkları da etkilemiştir. Bugün Balkanlar’da, Orta Avrupa’da, Suudi Arabistan’da, Suriye’de ve daha pek çok ülkede Osmanlı kültür varlığı dikkati çekiyorsa, ve pek çok ihtilaflı konuda Osmanlı yasaları ile çözüm bulunuyorsa, bu Anadolu kültürünün ve Türk devlet deneyimini vardığı sonuçtur.

Bütün bu bölgelerde ve ülkelerde egemen unsurlar bu kültürü gözlerden silmek, ortadan kaldırmak için çaba gösteriyorlarsa, Türkiye Cumhuriyeti’nin uygar ülkelere örnek olacak yeni bir politikaya öncülük etmesi gerekir.

Önemli olan bugünden sonra ne yapılması gerektiği ve ne yapılabileceğidir. Sınırlarımız içerisinde yapabileceklerimiz, veya yapılması gerekenlerle başlayalım. 

En basit uygulama “isim verme” uygulamasıdır. Istanbul’da ve Anadolu’da yer isimleri yüzyılların getirdiği isimlerdir. Binlerce yıllık bir kültürün izleridir. 

En basit örneği alırsak: Trakya ve Anadolu Grek kökenli adlardır. Bu adları değiştirmek kimsenin aklına geliyor mu? 

Tarsus ilçemizin adı da aynı şekilde Grek kökenlidir. Değiştirmek kimsenin aklına gelmiyor. 

Peki o zaman neden Samatya’yı Koca Mustafa Paşa olarak veya Terkos’u Durusu olarak değiştirdik?

Özellikle Doğu Anadolu’da fakat ülkemizin her yerinde böyle yüzlerce değişikliğe rastlıyoruz.

Zannediyor musunuz ki İstanbul Türkçe’dir?… Hayır Grekçe Stanpoli’den kaynaklanmaktadır.

Lütfen yerleşik yer adlarını değiştirmeyelim.

Yeni doğan çocuklara isim konması son yılların en büyük sorunlarından birisi haline geldi. Ana-babanın çocuğuna istediği adı koymasına devlet karışıyorsa, o ülkede özgürlükten nasıl söz edebiliriz?...

Daha da geniş bir ufka bakmak istiyorum. Bilindiği gibi Lozan anlaşması ve 1930’lu yıllarda yapılan anlaşmalarla İstanbul’da yaşayan çeşitli milletlerden olan insanlara özel haklar tanınmıştı. 6-7 Eylül olayları ve 1964 Kıbrıs olayları İstanbul’da yüzyıllardır yerleşik insanları yurtlarından etti. İstanbul’da doğup büyüyenler, çok değil elli yıl önceki İstanbul’la günümüz İstanbul’unun ne kadar farklı ve biteviye olduğunu kolayca görebiliyorlar. 

Türkiye Büyük Millet Meclisi bir yasa çıkarsa; bu yasanın kapsamına göre, son 60 yıldır Türkiye’den göç eden her dinden ve her milletten kişilere ana yurtlarına dönme olanağı tanınsa. Ve hatta döndükleri takdirde kendilerine verilecek idari ve maddi teşviklerle yeniden yerleşmeleri kolaylaştırılsa, ne kadar uygarca bir hareket yapılmış olur.

Bu öneri pek çok kişiye ütopik gelebilir. Fakat en azından üzerinde düşünmeye değmez mi.

Yukarıda Anadolu ve Istanbul’un dinler tarihi bakımından inanılmaz zenginliğinden söz etmiştik. Islam dininden olmayan yurttaşlarımızın inançlarının gereğini özgürce yerine getirmelerini sağlamak kadar doğru bir düşünce ve uygulama düşünülemez. Değil sadece varolan değişik inançtaki yurttaşlarımızın dinlerinin gereğini uygulamasını, Anadolu’nun pek çok dinin kaynağı olduğunu tekrar tekrar tüm dünyaya anlatmamız ve ülkemizdeki kutsal mekanları bu inançta olan insanlara açmamız gerekir. Göreceksiniz ki bugün harap halde olan yerler tüm dünyanın katkısıyla yenilenecektir. Bu uygulamanın ülkemize manevi açıdan büyük getirisinin ve itibarının yanında kesinlikle maddi getirisi de olacaktır.

Böyle bir düşünce tarzı ilk anda “Hristiyan propagandasına izin mi vereceğiz?” sorusuyla karşılaşıyor. İnsanlara inançlarında özgürlüğü tanımadan nasıl çağdaş olacağız? Yukarıda yazdığım cümledeki düşünceye sahip olanlar ya İslam dinini yüceliğine, muhteşemliğine ve evrenselliğine inanmıyorlar veya İslam dinini anlamadıklarının ve anlatamadıklarının bilincindeler. Bu sebepten de korku içindeler.

Çağdaş dünyaya anlatmamız gereken bir gerçek var. Türkiye Cumhuriyeti Anadolu ve dolayısıyla İstanbul kültürünü koruyacaktır. Bu ülkede varolan çeşitlilikten kıvanç duymaktadır ve iftihar etmektedir. Binlerce yıl boyunca çeşitli kavimler bu ülkenin kültürüne katkıda bulunmuş ve varolanı zamanın koşulları içerisinde korumuşlardır. Şimdi sıra Türkiye Cumhuriyeti’ne gelmiştir. Ve dünyanın bu kültür hazinesini bizler koruyacağız.

İşte bu gerçeği dünyaya haykırmalıyız.

Yazar Hakkında

Ergun Göknel

Ergun Göknel

1989 Yılında, adı o güne kadar kamuoyunca duyulmamış bir kişi İstanbulluların yaşamına girdi. Bir kentte yaşayanların, bir insanın yaşamının en önemli unsuru SU’yun başına getirildi. Susuzluk çekenler onu suçladılar, ona küfür ettiler.. O güne kadar mahallelerine, evlerine su gelmemiş olanlar, su boruları döşenmeye başlayınca onu kucakladılar, öptüler.
Kimdi bu insan?...

Bir yorum yapın

Yorum yapmak için oturum açmalısınız. İsterseniz aşağıdan oturum açabilirsiniz.

Özel Önerİm

Pizzeria Pidos

Samimi ortamıyla
ev gibi bir İtalyan restoranı.
Gümüşsuyu caddesinde

Websitesine git

Temasa geç

Düşüncelerinizi dinlemekten mutlu olacağım!

Ergun Göknel
34330 Levent, IST
Türkiye

Temasa geç