Makaleler

Ara21

AZ HAMİLE OLUNAMADIĞI GİBİ AZ DEMOKRAT DA OLUNAMZ

Yazar // Ergun Göknel Kategori // Anayasa

AZ HAMİLE OLUNAMADIĞI GİBİ AZ DEMOKRAT DA OLUNAMZ

30 yıl sonra TBMM sonunda 12 Eylül Anayasasının kaldırılması ve yeni bir Anayasanın yazılması konusunda ciddi bir girişim başladı. Umarız ki bu girişim olumlu sonuçlanır ve Türkiye cumhuriyeti her yönden çağdaş ve demokratik bir Anayasaya kavuşur.

TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek özellikle üniversitelerden yeni anayasa için öneri gelmediği konusunda şikâyetçi. Düşüğnürsek, bu konuda en hassas davranması gereken kuruluşlar üniversiteler olmalı. Mevcut 166 üniversitede 42.124 öğretim üyesi bulunmakta. Araştırma Görevlilerini de katarsak 110.000 dolayında kişiyi anayasamızı ilgili maddeleri ilgilendirmekte. Daha açık yazarsak mevcut darbe anayasasının “Yüksek Öğretim Kurumları ve Üst Kuruluşları” başlığı altında bulunan 130, 131 ve 132. Maddeleri binlerce öğretim görevlisi ve araştırma görevlisi yanında, yükseköğretim öğrenci sayısı 2011 yılı Mart ayı itibariyle, açık öğretimle birlikte, 3 milyon 529 bin 334 kişidir. Kısaca Anayasanın yüksek öğretimle ilgili maddeleri yaklaşık 3,6 milyon vatandaşımızı (nüfusumuzun % 5’i) çok yakından ilgilendirmektedir. 

30 yıldır özerk üniversite ve düşünce özgürlüğü isteyen kurum, kuruluş ve kişilerin etkili olmayı deneyecekleri alan, şimdi anayasanın ilgili maddeleri için öneride bulunmaktır. Özerk üniversitede yöneticilerin nitelikli seçimle gelmesi, otoritelerin etkisinde olmayan öğrenim ve eğitim verilmesi, evrensel ölçüde bilim yapılması hedef olmalıdır. Bu hedefe erişmek için de bugün hüküm süren YÖK sistemi tümüyle kaldırılarak Üniversiteler arası Kurul tarafından uygulanan bir koordinasyon sistemine gidilmelidir.

12 Eylül 1980 tarihinde ülkede iktidarı ele geçirenler, üniversiteleri, aydınları ve demokratları potansiyel terörist olarak gördükleri için, kendi düşüncelerine göre zaptı rapt altına alabilmek için gerekli yöntemleri de geliştirdiler. Durağanlığı yerleştirmek, olağan duruma getirmek amacıyla çıkarılan yasakçı anayasa ve bu anayasaya uygun yasalar yeterli değildi. Belli konularda icat edilen kurumlarla devrimci ve yenilikçi düşünceye de sınırlar getirilmesi gerekiyordu.

Önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihi ile eşdeğer olan CHP arşivleri imha edildi. Atatürk’ün vasiyetinde yer alan Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu Cumhurbaşkanlığının gözetiminde Başbakanlığa bağlanarak, özgürlüğü kısıtlandı. Üniversitelerin her türlü özgürlüğünün yok edilmesi ve zaman içerisinde tüm hareket kabiliyetinin ortadan kaldırılması için, yükseköğretimi baskı altına alabilecek YÖK yaratıldı.  

Katılımcı ve çoğulcu bir demokrasiye gerçekten inanıyorsak, ülkemizin durağan yaşamından kurtularak çağdaşlaşmasını diliyorsak, ve “az demokrat” değil de tam demokratsak, YÖK  sisteminin kaldırılması ve tüm yüksek öğrenim sisteminin özerk ve özgür olması konusunda kararlı olmamız gerekir. 

Üniversitelerdeki tüm kademelere demokratik seçimlerle gelinmesi, her kademedeki öğretim görevlileri gibi, öğrencilerin de bu seçimlere katılmaları doğru olacaktır. Özerklik yalnızca mali yönüyle ele alınmamalı, yönetsel ve bilimsel özerklik, düşüncelerin özgürlüğü üniversitelerimizin çağdaşlığı için kesinlikle sağlanmalıdır.

Unutmayalım ki Yüksek Öğretim Kurulu gerçeği 12 Eylül 1980 rejiminin ve 1982 anayasasının bir ürünüdür. Dolayısıyla 1982 anayasasını yasakçı ve anti demokratik görüyorsak, ki öyledir, o zaman anayasanın yenilenmesi gibi bu anayasanın ürünü kuruluşların ve yasaların da demokratikleşmesi gerekir. Bu adımı atmak için “az demokrat” düşünceyle aspirin tedavisi gibi zaman zaman yapılan değişiklikler yeterli değildir. Olabildiğince büyük katılımla yeni bir anayasayı hayata geçirmek gerekir.

Temel sorun, ülkenin durağanlıktan çıkarak yenileşmeye, çağdaşlaşmaya giden yolunun acil olarak açılmasıdır. Bunun içinde yapılacak ilk hareket, acil olarak öğretim ve eğitim sisteminin ilkokuldan başlayarak akademik yaşamın son kademesine kadar yenilenmesi, demokratikleşmesi ve çağdaşlaşmasıdır. Bu konudaki yenilenme ve çağdaşlaşma kendiliğinden yaşamın tüm kanallarına aktarılacaktır. Çağdaşlaşma ve de demokratikleşme uzun bir süreçtir. Ne kadar acil başlanırsa o kadar olumludur.

Yazar Hakkında

Ergun Göknel

Ergun Göknel

1989 Yılında, adı o güne kadar kamuoyunca duyulmamış bir kişi İstanbulluların yaşamına girdi. Bir kentte yaşayanların, bir insanın yaşamının en önemli unsuru SU’yun başına getirildi. Susuzluk çekenler onu suçladılar, ona küfür ettiler.. O güne kadar mahallelerine, evlerine su gelmemiş olanlar, su boruları döşenmeye başlayınca onu kucakladılar, öptüler.
Kimdi bu insan?...

Bir yorum yapın

Yorum yapmak için oturum açmalısınız. İsterseniz aşağıdan oturum açabilirsiniz.

Özel Önerİm

Pizzeria Pidos

Samimi ortamıyla
ev gibi bir İtalyan restoranı.
Gümüşsuyu caddesinde

Websitesine git

Temasa geç

Düşüncelerinizi dinlemekten mutlu olacağım!

Ergun Göknel
34330 Levent, IST
Türkiye

Temasa geç